Migren Çaresiz Hastalık Değil
“Her ağrı gibi migrende de bedende sorun vardır ama sorun aslında ağrının olduğu yerde değildir.” Bu sözü biz değil migreni tanıtan ve tedavisi için kendi yaklaşımını açıklayan Dr. Emel Gökmen söylüyor. Dr. Emel Gökmen “Ağrı Devrimi – Migrene Çözüm Var” adlı kitabında yaklaşık beş bin hastanın “ağrısını dinleyerek” ulaştığı ve kendi adını verdiği “Gökmen Yaklaşımı” yöntemiyle baş ağrılarının ve migrenin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu söylüyor. Yapılan araştırmalar ülkemizde insanların yüzde kırk beşinin başının ağrıdığını, yüzde on altısının ise kronik migren hastası olduğunu ortaya koyuyor.
Ağrı nedir?
Tek cümleyle cevap vermek isterim. Ağrı bedenin yardım çağrısıdır.
Ağrı kişiden kişiye değişir mi? Yani ağrının sübjektif bir yanı var mıdır? Bu teşhis ve tedavinin de güç olduğu anlamına gelir mi?
Ağrının sübjektif bir duyu olduğu gerçektir. Kişinin hayatı boyunca olan deneyimleri ve o anki durumu ile çok ilişkilidir. Örneğin ben tedavimde iğne kullanıyorum. Bazı hasta bana mısın demiyor bazısı neredeyse havaya sıçrıyor. Benim iğnem aynı. Her ikisinin de yaşadığı gerçek. Çok tepki veren hastaya diğerini ölçek alarak benim iğnem acıtmaz ki diyemem, o çok acı çekiyor çünkü. En önemli konu sorunuzdaki ağrının teşhis ve tedavisindeki güçlük bölümüdür. Ağrı bedenin yardım çağrısıdır derken bedeni korur. Yakıcı bir şeye dokunduğumuzda oluşan ağrı hemen uzaklaşmayı ve daha fazla yanmamayı sağlar. Asıl sorun ise ağrının kaynağı ağrının yaşandığı yerde olmadığında, çözüm ve nedeni bulmaktadır. Migren bu durum için en tipik örnektir. Migrende başımız çatlayacak, beynimiz patlayacak gibi ağrır ama beyinde bir bozukluk yoktur. Beyin filmleri normal çıkar. Klasik tıp anlayışında filmlerde problem saptanamadığı için migren “nedeni bilinmeyen hastalıklar” grubuna dahil edilir. Oysa her ağrı gibi migrende de bedende sorun vardır ama ağrının olduğu yerde değildir. Baştan çok uzaktaki sezaryen kesi yerindeki olumsuz uyaranlar başı ağrıtabilir. Dişteki bir çürük başı ağrıtabilir. Hasta “Benim dişim ağrımıyor ki” ve diş hekimi “Bu kadar çürük bu kadar şiddetli baş ağrısını yapmaz” der. Bedendeki network’ü düşünürsek yapar. Özetlersek zorluk ağrıya kaynaklık eden problemin ağrının uzağında olması ve nicelik olarak haddini aşmasıdır.
Kitabınızda “Gökmen Yaklaşımı” diye adlandırdığınız yöntemi de anlatıyorsunuz. Nedir “Gökmen Yaklaşımı?”
Gökmen Yaklaşımı, özellikle baş ağrıları gibi nedeni bilinmeyen ağrılarda nedeni bulup ağrıyı kesmeye çalışmak yerine nedeni düzelterek tedavi etmeyi hedeflemektedir. Ağrının nedenleri içinde eskiden geçirilmiş iltihap, ameliyat, travma gibi olaylardan hasarlanmış sinir ağındaki (kablo gibi sinirler değil, network) olumsuz uyaran odaklan olabildiği gibi özellikle baş ağrılarında diş-çene kompleksi çok büyük rol oynamaktadır. Çürükler, yirmi yaş dişleri, eksik yapılmış diş tedavileri, uygun olmayan protezler ve çekilmiş dişler nedeniyle alt-üst çene dengesinin yani eşit kapanmanın bozulması, diş sıkma vb. durumlar baş ağrılarında çok büyük rol oynar. Bu problemlerin hangisinin ağrıya kaynaklık ettiğinin tespiti (tüm ağıza her hastada bakılsın demiyorum, çünkü ağızdaki problemler herkeste fazlasıyla var, ağrısı olanlarda ağrıyı yapanlar öncelikli tespit edilmeli) ve düzeltmek için diş hekimliği alanından profesyonellere ihtiyaç vardır. Çünkü dişteki problem ağrıyı başlattıysa düzeltilmesi de profesyonel diş hekimlerinden oluşan bir ekiple yapılabilir.
“Yeter ki sabırlı olun. Ağrılarınızdan kurtulabilirsiniz” diyorsunuz kitabınızda. Ağrısı olan bir hastanın “sabırlı” olmasını istemek herhalde zor.Neden sabırlı olsun ağrı çekenler?
Bu söz tedavi sürecine girmiş hastalardaki ortak yaşadığım duruma cevaptır. Gökmen Yaklaşımı’nda nedenler sırayla seanslar halinde çözülüyor. Tedavi devam ederken ağrının verdiği cevaplar da tedavi sürecini belirliyor. Kırk yıldır ağrı çeken hasta başlangıçta tüm bunları anlatmama rağmen daha ilk haftada, ikinci ya da üçüncü gelişinde ağrım geçmedi diye umutsuzluğa kapılıyor. Tedaviyi bırakmaya kalkıyor. Sihirli değnekle tek bir dokunuş bekliyor. Belki de ben hastalarımın ağrısını çok sahiplendiğim için bana böyle bir misyon yüklüyor. Sabırla kastettiğim uzun aylar ya da yıllar değil aslında.
Onlarca çeşit migren var. Kitabınızı okurken benim en çok ilgimi çeken migren ise “çocukluk dönemi migreni” oldu. Çocukluk dönemi migreninden nasıl şüphelensin anne-babalar?
Çocuklarda migrende baş ağrısı çok şiddetli olmayabilir ve çocuğun kendisini ve yaşadıklarını ifade etmesi zordur. Feryat etmeseler de çocuklar da çok sıkıntı yaşarlar. Öncelikle ebeveynler çocuğun başım ağrıyor demesini ciddiye almalıdır. Çocuk baş ağrısını mazeret olarak kullanmaz. Ayrıca çocuk bazı günler oyun oynamayı, eğlendiği TV, bilgisayar gibi şeyleri yapmayı bırakıp durgunlaşıp, soluklaşıyorsa, durup dururken hasta gibi olup ertesi güne hiçbir şeyi kalmıyorsa migren akla gelmelidir. Ayrıca çocuklarda sadece kusma ile giden ataklar da olabilir. Bu çocuklarda da çocukluk çağı migren düşünülmelidir.
Özellikle tıpta ve sağlık alanında sağlığın bir popüler kültür nesnesi haline getirildiğini görüyoruz. Bir yandan da insanların sağlığı söz konusu ve onları da bilgilendirmek gerekir. Siz, bu aradaki denge nasıl sağlanabilir?
Sağlığın popüler kültür nesnesi olarak kullanılması değerlendirmeniz çok doğru. Televizyonda pek çok kanal var. Günün hangi saatinde olursa olsun şöyle bir dolaştığınızda konuşan bir meslektaşımı yakalarsınız. Aslında halkı bilgilendirme amaçlanmış gibi görünse de bu programlar arz-talep çözümüdür. Sağlık herkesin ilgisini çekiyor, o nedenle program yapımcıları için izlenir konu özelliği taşıyor, doktorlar reklam yapamadıkları için de bu programlar aracılığıyla kendilerini serbest piyasada görünür kılıyor, bir anlamda programlara sponsor oluyor. Bu durum doktorların insiyatifinden çıkmış durumda; birçok sağlık programının sponsoru özel hastaneler artık. Bence etik sınırları aşmış bir duruma geldi. Dengeyi yine biz hekimler sağlayacağız diye düşünüyorum. Programlara hastane sponsor olabilir ama programın içeriğini hekim yönlendirebilir. Konuşmanın çerçevesini halk sağlığı ve halkı bilinçlendirme, üzerine konuştuğu hastalıkta koruyucu hekimlik yönünü ön plana çıkararak yapabilir. Hekim önce bilinçlendirici mesaj vermeyi hedefleyebilir. Bana göre sağlığın popüler kültürde yer almasının önüne geçilemeyecek. Sağlığın ücretsiz, herkese eşit sunulduğu bir toplumda yaşanmıyorsa bu olacak.
CUMHURİYET GAZETESİ 1 HAZİRAN 2014
